Menu
  1. #1
    Avatar Resmi
    Fiorex
    Üstad
    Mesaj
    2.944
    Konu
    237
    Üye Avatarı

    Mesaj:2.944

    Konu:237

    Beğeni:3

    "Bu içeriğin tüm hakları şahsıma aittir. İzinsiz kopyalanıp farklı yerlerde yayınlanması veya basılması durumunda hukuki haklarımı saklı tutacağımı bildiririm."

    Acısıyla tatlısıyla bir WAT hikayesi (WAT 2009)


    WAT 2008’in su gibi akıp gitmesinden sonra merakla ve dört gözle beklediğim 2009 yazı yavaş yavaş yaklaşmaya başladı. Bir yandan çalışma hayatı, bir yandan okuldaki son senenin ve final sınavlarının yaratmış olduğu stres çoğu kez “ amaaan ne olursa olsun artık” dedirtse de bana, hiçbir zaman WaT hayallerinin dışına çıkamamışımdır. Bu hayaller belki de son kez yaşayacağım bu yazın en mükemmel şekilde geçmesi için gereken ne varsa yapmamı sağlıyordu. Bir çok öğrenci ikinci senesinde aynı yere gitmektense farklı yerlere gitmeyi yeğlese de, ben ısrarla 2008 yazında gittiğim New York eyaletinin Lake George kasabası üzerinde duruyordum. Niye durmayayım ki? Çok güzel anılarla geride bıraktığım 2008 yazı, doğa harikası mükemmel bir kasaba ve orada edindiğim arkadaşlıklar üstüste eklenince aslında fazla düşünmeme de gerek kalmıyordu. Bu sitede beni tanıyan arkadaşlar az çok bilirler. Her zaman bu programa yalnız katılma fikrini gütmüşümdür. Ancak insanın hayatında bazı değişkenler olabiliyor ve bunların ne zaman su yüzüne çıkacağı belli olmuyor. Benim değişkenim hiçbir zaman kıramayacağım bir arkadaşımın benimle geliyor olmasıydı. Gereksiz bilgilerle introduction kısmını da uzatmak istemediğimden hemen neler yaşandığını özet olarak paylaşmak istiyorum.

    Yolculuk başlasın !

    12 Haziran’da son final sınavlarını verdikten sonra Eren’le benim ülkede sadece 1 günümüz kalıyordu. Tüm hazırlıklarımızı bu 24 saat içerisinde tamamlayıp ülkedeki son gecemizi geçirdik. 14 Haziran sabahı Atatürk Havalimanına geldiğimizde çok büyük bir heyecan yoktu üzerimde açıkçası. Ancak yanımdaki arkadaşıma bakıyorum, ister istemez garip haller alıyor yüzü, verdiği tepkiler... Check-in’den geçiyoruz ve doğru Free Shop’a. Yine istediklerimizi net olarak alamıyoruz. 1’er karton sigara ile yetinmek zorunda kalıyoruz. Uçaktaki yerlerimizi aldıktan sonra artık WAT 2009’un resmen başlamasını, uçağın kalkışa geçmesini bekliyoruz. Aynı uçakta birçok öğrenci, birçok farklı amaçla ABD’ye seyahat ediyor. Gözlerden “o” heyecan kolayca okunabiliyor elbette.

    Uçak kalkıyor ve trende hasbelkader karşılaşmış iki vatandaş edasıyla Eren’le koyu bir muhabbete giriyoruz. Yol uzun. Uyumak, yapılabilecek en mantıklı şey gibi görünse de, algılayamadığımız, farkedemediğimiz birşey engel oluyor buna. Yolculuk süresince Eren’in gerek ifadelerinden gerekse mimiklerinden bir sıkıntısı olduğunu anlıyorum ve bekliyorum “Acaba ne zaman paylaşacak?” diye. Ve o an geliyor. “Ya abi....” diye başladığı sözü kesiyor ve tebessümle “Söyle söyle” diye araya giriyorum. Devam ediyor...”Ya abi. Şimdi gidiyoruz biz oraya. Tamam iyi hoş güzel. Sen çift DS’in olduğunu söylüyorsun. Ya seni orda içeri almazlarsa? Ben ne yapacağım abi? Geri dönerim valla!” İkimizde basıyoruz kahkayayı. Eren’in WAT’a katılmasının yegane nedeni, bir sohbet esnasında “Abi bu sene Amerika’ya bende mi gelsem?” sorusuna verdiğim 3 saatlik yanıt ile ikna oluşudur. Teslimiyetçi bir ruh hali ile bütün WAT hayallerini bana bağladığı için arkadaşı yavaş yavaş anlamaya başlıyorum. Diyorum ki : “Oğlum ne olacak yahu? Gidersin Port Authority’e Lake George’a bilet alırsın. Gideceğin park bu. Ayarlarsın.Eşek değilsin ya!” İçten içe dua ettiğini de sezmiyor değilim hani. Gel zaman git zaman diyesim geliyor ama yol o kadar uzun ki zaman gelmiyor ki artık New York’a varalım. Bu arada yiğidin hakkını teslim etmek gerekir diyorlar ya. Aynen öyle! THY, bir uçakta sunulabilecek olanakların neredeyse hepsini sağlıyor bizlere. Bu sayede yolculuk biraz daha eğlenceli geçiyor. Ve gerek önümüzdeki ekranlardan gerekse pencerelerden baktığımıza NY’a yaklaştığımızı görüyoruz. Tam inişe geçiyoruz, uçak birden tekrar yükselmeye başlıyor. Ne olduğunu anlayamıyoruz doğal olarak. Başlıyoruz New York City’nin üzerinde daireler çizmeye... 1 tur,2 tur,3 tur oluyor. Yolcular ister istemez panik yapmaya başlıyor.Yanımdaki koltuktan da bir ses yükseliyor : “Abi ne oluyor yaaa? Niye inmiyor bu .......... uçağı”. “En kötü ihtimal Hudson Nehri’ne ineriz “ diyerek cevap veriyorum ve herkes bana bakıyor.Kaptan pilot duruma el koyuyor. “Ya kusura bakmayın gaza fazla bastık” demiyor da, “Sayın yolcularımız öngörülen zamandan daha önce ulaştığımız için kule iniş izni vermiyor. İzin aldığımızda ineceğiz”. Atılan tam 7 turun ardından nihayet inişimizi gerçekleştiriyoruz. Uçaktan iner inmez koşmaya başlıyoruz. Eminim ki insanlar o sırada bizim deli olduğumuzu düşünüyorlardır. Ancak neden koştuğumuzu pasaport kontrolündeki kuyruğu görünce anladıklarını da umuyorum. Pasaport kontrolündeki işlemler maksimum 3-4 dakika sürüyor. Sıra bana geliyor ve 3-4 dakika ne demek. 10 dakika oluyor neredeyse ve birşeylerin ters gittiğini anlıyorum. Çift DS formu olması sorun çıkartıyor ve polis onu takip etmemi söylüyor. Bu sırada arkama son kez bakıyorum ve Eren’in endişeli gözlerini görüyorum. Bir yandan gülerken bir yandan ben de tedirgin oluyorum. “O kadar geyiğini yaptık ama ya beni içeri almazlarsa bu çocuk ne yapacak?” Çünkü gideceği yer hakkında tek bir bilgisi yok. JFK havalimanındaki polis merkezine götürüyorlar beni. Yaklaşık yarım saat orada tutuluyorum. Bir yandan da aklım Eren'de! Ne yaptı acaba? diyorum. Bu sefer beni bir telaş kaplıyor. Neyseki işlemlerim tamamlanıyor ve dışarı çıktığımda karşımda bir adam. Adam resmen terlemiş stresten. Alıyoruz bavullarımızı ve yola koyuluyoruz. Nereye? Fort Lauderdale- FL'ya. Maceraperest iki insan olaraktan arabamızı FL'dadan alıp 32 saatlik yolu aşıp Lake George'a varmayı planlıyoruz. Florida'ya uçmak için artık geri sayıyoruz. Ancak bir türlü geri sayım bitmiyor. 6 saat kadar JFK içinde boş boş dolaştıktan sonra JetBlue Airways'e ait olan Terminal 5'e geçiyoruz. Tabi bu arada Turkishwat'ı da unutmuyoruz. Elimizdeki ipod vasıtası ile Turkishwata 2 satır birşeyler karalıyoruz. Zaman geliyor ve Check-in yapmak için içeri giriyoruz. Görevliye pasaportumu uzatıyorum. İnceliyor ve "Bu pasaportun süresi dolmuş bununla seyahat edemezsin" diyor. Görevli bayan sanırım hayatında ilk defa pasaport görüyordu. Evet evet bundan başka bir ihtimal olamazdı. Pasaportta yenileme yaptığımı söylemek istiyorum ve elimi pasaporta doğru uzatıyorum. Birden iki adım geriye giderek sesini yükseltiyor ve "Yaklaşma bana! Orada dur!" diyor. Canım iyice sıkılıyor ama nihayetinde görevlinin aklına bir arka sayfaya bakmak geliyor ve bize geçmemiz için izin veriyor.

    Jetblue Rezaleti!

    Bütün kontrolleri geçtikten sonra artık uçağı bekliyoruz. Ekranlara bakıyoruz ne görelim? 1 saat rötar yazıyor. Moralimizi yüksek tutmaya çalışıyor ve beklemeye devam ediyoruz. Bir süre sonra rötarın 2 saate çıktığı duyuruluyor. 2 saat de geçtikten sonra artık duyuru bile yapılmaz oluyor. 20.20'de kalkması gereken uçağa 23.00 gibi ancak binebiliyoruz. O kadar yorulmuşuz ki artık nefes almak bile zulüm geliyor insana. Gözlerimi kapıyorum ve derin bir uykuya dalıyorum. Sonrasında bir sarsıntı... Etrafıma bakıyorum. Uçak hala pistte bekliyor. Saatime bakıyorum 00.30!! Jetblue'ya en içten dileklerimi içten içten ileterek uykuya devam ediyorum. Gece 03.00 gibi Fort Lauderdale'e iniyoruz. Artık emin ellerdeyiz. Çok sevdiğim bir arkadaşım bizi karşılıyor ve evinde misafir ediyor. ABD'de ilk geceyi devasa bir şişme yatakta geçiriyoruz.

    Ertesi sabah erkenden uyanıyor ve yol için eksikliklerimizi tamamlıyoruz.(GPS-Telefon-Yiyecek içecek vs.gibi) Arabayı da yine arkadaşımdan alıyoruz ve son kontrollerini yapıyoruz. Zaman su gibi akıp gidiyor. Bir an önce de yola çıkmamız gerekiyor. Zira ertesi akşam JFK'dan karşılayıp, Lake George'a taşıyacağımız 3 arkadaş bulunuyor. Saat 15.45'te İbrahim ve ailesi ile helalleşerek yola çıkıyoruz. Artık bir arabamız var. 99 Model Ford Windstar ve 7 kişilik.. Yollarda otel parası vermeyi düşünmüyoruz anlayacağınız. Yola çıkıyoruz ve 2 mil sonra köşedeki benzin istasyonunda duruyoruz. Ne zaman ne olacağı belli olmaz derler ya. Aynen öyle! Hayatımda unutamayacağım ender hikayelerden biri o dakikalarda başlıyor. Benzinlikte yaşadıklarımızı isterseniz Eren'in ağzından dinleyelim :
    --------------------------------------------------------------------------------------------------------
  2. #2
    Avatar Resmi
    Roma
    Üstad
    Mesaj
    2.129
    Konu
    63
    Üye Avatarı

    Mesaj:2.129

    Konu:63

    Beğeni:0

    Lokasyon:Baku

    bekliyoruz reis
    Şirket Seçim Yönergesi
    VİZE BİTİŞ TARİHİ VE MAKSİMUM KALMA SÜRESİ


    BİZİM GÜCÜMÜZ YALNIZ KARDEŞİMİZİ YENMEYE YETİYOR!!! AZERBAYCAN 1 - 0 TÜRKİYE
  3. #3
    Avatar Resmi
    custed
    Hayalperest Watçı
    Mesaj
    1
    Konu
    0
    Üye Avatarı

    Mesaj:1

    Konu:0

    Beğeni:0

    Lokasyon:istanbul

    gayet heyecanlı gidiyodu
  4. #4
    Avatar Resmi
    kayhankahyalar
    Araştırmacı Watçı
    Mesaj
    53
    Konu
    3
    Üye Avatarı

    Mesaj:53

    Konu:3

    Beğeni:0

    Lokasyon:Scarborough,Maine

    JFK da 7 tur ne kiyak adamlarsiniz hea Guzel guzel bekliyoruz devamini belki bende bi ara yazarim ilginc hikayemi
  5. #5
    Avatar Resmi
    break
    Site Yöneticisi
    Mesaj
    5.191
    Konu
    127
    Üye Avatarı

    Mesaj:5.191

    Konu:127

    Beğeni:0

    Lokasyon:Izmir

    32 saatte kucumsenecek kadar az degilmis Melih ,guzel bir yaz baslangici olmus devamini bekliyorum ...
    # Holiday in America: 2008 , 2009 , 2010 ...

    # Internship in Israel: 2011 ...

    # MSc. and I. Europe Trip: 2012 ...

    # Retired Worker & Traveler: 2013 ...

    # Maldive Island: 2016

    # II. Europe Trip: 2017
  6. #6
    Avatar Resmi
    Fiorex
    Üstad
    Mesaj
    2.944
    Konu
    237
    Üye Avatarı

    Mesaj:2.944

    Konu:237

    Beğeni:3


    BÖLÜM 2:
    Benzinlikte yaşadıklarımızı isterseniz Eren'in ağzından dinleyelim :

    Hep uçakla uçacak değiliz ya!

    Benzinlik sessiz, ıssız gibi geliyor bir anda ikimize de. Arabandan çıkıyoruz. Hava o kadar sıcak ki nefes almak konusunda zorluk çekiyoruz. Havada büyük bir kasvet var, kesin kötü bir şeyler olacak diyoruz .Tabii ki iş bu kadar ciddi değil, abarttığıma bakmayın ama gerçekten çok sıcak. Neyse yanaştığımız benzin pompasını adam poşetle kapatmış. Melih parayı ödemek için içeri giriyor ben de sap gibi arabanın başında bekliyorum. Daha 1. Gün ve çook uzun bir yol önümüzde. Hafif de heyecan. Melih geri geliyor. Sanki içerideki adam pompanın bozuk olduğunu söylememiş de tam tersini söylemiş gibi. Yani “ben o pompayı tamir ettirdim, poşeti çıkartıp kullanabilirsiniz” demiş gibi biz de açıyoruz poşetin ağzını. Ama gerçeği şu, “o pompa bozuk, kullanmayın”.

    O sırada Melih pompayı gayet itina göstererek yerleştiriyor. Ve işte insanın hayatında ender karşılaştığı olaylardan biri. Kenarda bekliyorum. Önümüzdeki çok uzun yolu düşünüyorum. Bu arada da Melih pompaa ile uğraşıyor. İzliyorum. Pompanın tetiğine basar basmaz.... Aman allahım o da ne? Açar açmaz yaklaşık üç metre yukarıya benzin fışkırmaya başladı. Pompa hortumu yarıkmış ve o aradan yukarıya deli gibi benzin fışkırıyor. Ben o gazla hemen içeri girdim ve esnaf, işçi kesimi ile ilk İngilizce konuşma girişimimle durumu anlatmaya çalıştım. Adam tabii ki anlamadı. Amacım benzini kesmesini istemekti. Anlamayınca sadece camdan bakın dedim. Manzara şu; Melih’in kafası gözüküyor ve üstünde de fıskiye niyetine benzin.
    Bundan sonrası tahmin edileceği gibi, benzini kesti eleman. Melih güzel bir benzin banyosu yaptı, tertemiz oldu ve yol boyunca bunu bize hatırlatacak kadar da koku yaptı. ))

    Düşünsenize orada bir ateş, bir sigara izmariti yada sıcaktan bir etkileşim olduğunu.. Hepimiz havaya uçardık. Neyse ki ucuz yırttık.
    __________________________________________________ ______________________________

    Bu noktadan sonra kalemi ben alıp iki satır birşeyler eklemek istiyorum. Benzin alalım derken aslında tetiği kendimize çekmişiz haberimiz yokmuş. Yaşadığım bu olay Beşiktaş tribünlerinin meşhur bestesini fısıldıyordu kulağıma." Ölümle yaşamı ayıran çizgi"... Adamın içeriden dışarı fırlayışı da benzinin havaya fışkırması kadar görülmeye değerdi. O kadar sinirliydi ki, "kesin birbirimize gireceğiz" diye düşündüm. Bir yandan da düşünüyorum " Oğlum melih..Çivi çiviyi söker.. Diklenirsen üste çıkarsın". Adam yaklaştığı gibi giriyorum olaya "What the f.........." . Haklıyım da ama.. Eğer bana diğer pompaya geç dediyse, neden 9 numaralı pompayı açıyor? Bu soruyu sorduktan sonra heybetle üzerime gelen adam bir anda kediye dönüyor ve soruyor: "Where are you from?" Türküz diyoruz ve adam noktayı yakalıyor ve patlatıyor bombayı. " Esselamun aleykum ve rahmetullahi berekatühü ! Im from pakistan!" diyerek "Din kardeşliği" olgusu üzerinde ortak noktada buluşuyoruz Eren bana çok kokuyordu demiş. Haklı arkadaşım. Benzinliğin arkasında bir yer var orada nerdeyse 4 kere yıkandım. Manen temizlendim ama bir türlü kokuyu gideremedim.-ki bu bizim arabada 1 saat süresince tedbir amaçlı sigara yakmamamıza da sebep oldu-.

    Durmak yok, Yola Devam (!)

    Büyük bir şokla başlayan yolculuğumuz daha sonra yavaş yavaş eğlenceli bir hal almaya başlıyordu. Co-Pilot Eren sağolsun her türlü teknik taktik bilgi ile lojistik desteği sağlıyordu. Florida o kadar büyük bir eyaletki sadece oradan çıkmak ve başka bir eyalete geçmek 8 saat kadar sürüyor. Yolun çitf tarafı ağaçlarla kaplı dümdüz bir ova. Git git bitmiyor. Klimayı açıyoruz üşüyoruz. Camı açıyoruz pişiyoruz. Bir çok ikilem arasında 01.00 sularında South Carolina Rest Area'da sabahlamak üzere molamızı veriyoruz. Eren önde ben arkada saatlerimiz de 05.00'e kurulmuş bir şekilde gözlerimizi kapatıyoruz. 4 saatlik kısa bir uykunun ardından yola çıkmak üzereyiz. Ancak Eren'in inadı tutuyor. "Ya abi şununla bir tur atayım. Bir şu köşeden döneyim". Eren'de ehliyet olmadığı için bu tarz yerlerde atacağı iki tur onun için dünyalara bedel. "İyi" diyorum. "Hadi bakalım çıkar arabayı". Gayet yavaş ve itinalı bir şekilde vites boşa alınıyor, kontak çevriliyor ve araba çalışmıyor. Evet evet bildiğiniz çalışmıyor!! "Oğlum araba çalışmıyor laaaaan" haykırışına yanıtım: "Ya abi dalga geçme benimle. Aşağıdaki tuşa basıyormusun?" diyorum. İkimizin de yolda kalma ihtimali canımızı sıkıyor. Sorunu çözmeye çalışıyoruz. Akü diye tahmin ediyoruz ancak bilin bakalım sorun nereden kaynaklanıyor? Benzin aldığımız yerdeki adamın canımıza kastettiği yetmiyormuş gibi bir de malımıza kastettiğini anlıyoruz. Çok pis ve kalitesiz bir benzin olduğu için motoru resmen boğuyor. Arabayı zar zor vitese geçirip " Hadi bakalım Eren, hiç durmadan gidebildiğimiz kadar gitmemiz gerekiyor." diyorum. Durmamız halinde motor stop edecek çünkü Önümüzdeki yola bakıyoruz JFK'ya tam 700 mil mesafe ve 13 saatlik zaman dilimi var. Muhabbet ede ede Gidiyoruz...Gidiyoruz..Gidiyoruz.. Yol bitmiyor! Ve benzin göstergesi aşağıya kadar iniyor. Bir benzinlikçiye dua ede ede giriyoruz. Amerika'da bu tür sorunlar çokca yaşandığı için birçok yerde "Fuel Injection Cleaner" adı altında benzin deposu temizleyen sıvılar bulmak mumkün. Benzinimizi ve FIC'mızı aldıktan sonra araba sorunsuz çalışmaya başlıyor. İlk köşeyi döndükten sonra kırmızı ışıkta araba tekrar stop ediyor. Bir yandan kornalar, bir yandan el kol hareketi çeken insanlar, bir yandan Eren'in önerileri (İneyim mi abi? Durdurayım mı trafiği abi? Çarpacaklar bize abi?") . Yahu bir sakin ol! Halledeceğiz işte diyor ve hallediyorum

    Gözümüzü kırpmadan ve arkamıza bakmadan yolumuza devam ediyoruz ve öngördüğümüz zamanda JFK’da oluyoruz.Daha öncede anlaştığımız gibi Eskişehirspor formasını üstümüze geçiriyoruz ve başlıyoruz arkadaşları beklemeye. Neredeyse 3 uçaklık yolcu gelip geçiyor fakat beklediğimiz arkadaşlar bir türlü gelmiyor. Bu sırada Eren’in “git yat uyu” gibi telkinleri kulağımı tırmalasa da direnmeye devam ediyorum. Uyursam daha kötü olacağımın farkındayım. Sonunda arkadaşları buluyoruz ve son durak Lake George deyip çıkıyoruz yola. Derken arabanın motor lambasının yanması biraz tedirginlik oluşturmaya başladı bizlerde. O dakikadan sonra 87 oktanlık benzin kullanmamaya yemin ettim zaten.Newyork trafiğinin içinde arabanın stop etmemesi için etrafta cirit atan polislere rağmen her türlü akrobatik hareketi yaparak kalabalığın içerisinden sıyrıldım.Highway’e çıkınca trafik biraz daha durgunlaştı ve muhabbet edelim bari diyerekten: “Eee arkadaşlar ABD’de ilk saatler nasıl geçiyor” diye bir giriş yaptım.Ses gelmedi Arkama baktığımda herkes çoktan uyumuştu bile. 20 saat nonstop araba süren bir sürücü için ne kadar güzel bir haber değil mi? Hafif hafif bende bittiğimi hissediyorum artık.Fakat durmakta istemiyorum.“Bu kadar geldim 80 mil daha giderim evde uyurum”diye kendimi telkin ediyorum. Bu sırada Eren sanırım rüyasında beni görüyor ve birden uyanıyor. Nasılsın abi? Çek kenara uyuyalım. Başlarım yoluna.. Canımızdan daha mı değerli? gibi cümleler sarfedince, bir an kendimden tereddüt ediyorum.Acaba kaza tehlikesi felan mı atlattık diye.Yolculuk devam ediyor ve son 40 mil kalıyor.Bu 40 mil içerisinde en az 5-6 defa duruyor, kahve alıyor, yüzümü yıkıyorum ve nihayet gece 02.30 sularında Lake George’a varıyoruz...

    Uyumaya ne hacet!

    Lake George’a varıyoruz ve Eren’le benim konaklayacağımız yere gidiyoruz. Kapıda bizi Chris karşılıyor. Tabiiki sarhoş bir şekilde. Bu arada yeni bir problemle karşı karşıya kaldığımızı farkediyorum. Bizimle birlikte gelen üç arkadaşın geceyi geçirecekleri herhangi bir yer yok. Chris’e soruyorum ama bizim ev sahibinin “out of his mind “ olduğunu ve kesinlikle bizim evde kalmalarının imkanı olmadığı yanıtını alıyorum. Tabi bende ev sahibini tanımadığım için henüz herhangi bir yorumda bulunamıyorum. Bu arkadaşlara konaklama sağlayacak elamanı gecenin bir yarısı aramaya başlıyoruz fakat bulamıyoruz. Tekrar başladığımız yere, bizim evin önüne geliyoruz. Vicdanım “arkadaşlar herkese iyi geceler ben yatmaya gidiyorum” demeye el vermiyor. Hadi bakalım bu sefer de otel&motel tarzı bir konaklama arayalım diyorum ve tekrar çıkıyoruz yola. Bir otele giriyoruz ve üç kişi için fiyat alıyoruz : 105 $ ! Arkadaşlara bakıyorum, doğal olarak 5-6 saatlik bir konaklama için o kadar para vermek istemiyorlar ve yine aynı yere dönüyoruz. Başım dönmeye başlıyor. Arkadaşlar alın bu size arabanın anahtarı, sabaha kadar uyuyun diyorum ve yatmaya gidiyorum. Tabi bu arada saatler 04.00 ü gösteriyor!

  7. #7
    Avatar Resmi
    sincili
    Siteden Uzaklaştırıldı
    Mesaj
    954
    Konu
    30
    Üye Avatarı

    Mesaj:954

    Konu:30

    Beğeni:0

    Lokasyon:K.K.T.C.

    gelsin gelsin bekliyoruz...!
  8. #8
    Avatar Resmi
    aek
    Uzman Watçı
    Mesaj
    343
    Konu
    25
    Üye Avatarı
    aek

    Mesaj:343

    Konu:25

    Beğeni:0

    Lokasyon:www.forumwat.com

    Melih&Eren Keyifle okudum, devamını bekliyorum.
    AEK
  9. #9
    Avatar Resmi
    yakuza
    Wat Profesörü
    Mesaj
    710
    Konu
    23
    Üye Avatarı

    Mesaj:710

    Konu:23

    Beğeni:0

    Lokasyon:Eskisehir

    Aksilikler de olsa güzel ya. Zaten sırf tecrübe olsun diye de gitmiyor muyuz Abd ye. Anlatılacak bir sürü sey oluyor iste ne güzel Devamını bekliyoruz...
  10. #10
    Avatar Resmi
    nicola_34
    Wat Profesörü
    Mesaj
    633
    Konu
    4
    Üye Avatarı

    Mesaj:633

    Konu:4

    Beğeni:0

    Lokasyon:London

    valla heyecanlı gidiyor, ama arkası yarın yapma şunu beee...
Etiketler
Konuyu Görüntüleyenler

Benzer Konular